Dünya Su Günü Panelinde Uzmanından Kritik Uyarı: “ Su Krizi, Ekosistemlerin Sessiz Çöküşüdür ”

Mersin Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi öğretim üyesi ve Deniz Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Deniz Ayas, küresel ölçekte derinleşen su krizini ekolojik, biyolojik ve etik boyutlarına değinerek, su krizinin, ekosistemlerin sessiz çöküşü olduğunu söyledi.


Gerçekleştirilen Dünya Su Günü Paneli, su kaynaklarının geleceğine yönelik kritik uyarıların ve bilimsel değerlendirmelerin paylaşıldığı önemli bir buluşmaya sahne oldu. Akademisyenler, kamu temsilcileri ve farklı disiplinlerden uzmanların katılımıyla düzenlenen panelde, su krizinin yalnızca insan yaşamını değil, tüm ekosistemleri etkileyen çok boyutlu bir sorun olduğu vurgulandı.

Panel kapsamında söz alan Mersin Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi öğretim üyesi ve Deniz Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Deniz Ayas, “Tatlı Su Krizi: Ekosistemlerin Sessiz Çöküşü” başlıklı sunumunda, küresel ölçekte derinleşen su krizini ekolojik, biyolojik ve etik boyutlarıyla ele aldı.

“Sorun suyun yokluğu değil, yanlış yönetimidir”

Konuşmasında suyun küresel dağılımına dikkat çeken Prof. Dr. Ayas, dünyada en bol bulunan molekülün su olmasına rağmen, kullanılabilir tatlı suyun son derece sınırlı olduğunu ifade etti. Dünya yüzeyinin yaklaşık yüzde 71’inin suyla kaplı olduğunu hatırlatan Ayas, bu suyun büyük kısmının tuzlu olduğunu, tatlı suyun ise önemli bir bölümünün buzullarda ve yeraltında bulunduğunu belirtti.

Doğrudan kullanılabilir yüzey sularının yüzde birin altında olduğuna dikkat çeken Ayas, “Bu durum bize açıkça şunu gösteriyor: Su krizi, suyun yokluğu değil, suyun yanlış yönetimi ve aşırı kullanımıdır” dedi.

"Hidrolojik denge bozuluyor, ekosistemler çöküyor"

Sunumda özellikle tarımsal sulama, yeraltı suyu çekimi, barajlar ve iklim değişikliğinin su döngüsü üzerindeki etkileri detaylı şekilde ele alındı. Küresel su tüketiminin yaklaşık yüzde 70’inin tarım sektöründen kaynaklandığını belirten Ayas, bu durumun göllerin küçülmesine, nehirlerin doğal akış rejimlerini kaybetmesine ve sulak alanların hızla kurumasına yol açtığını ifade etti. Bu sürecin bilimsel literatürde “hidrolojik kopuş” olarak tanımlandığını belirten Ayas, doğa ile insan arasındaki su döngüsünün ciddi şekilde bozulduğunu vurguladı.

"Tatlı su biyoçeşitliliği alarm veriyor"

Tatlı su ekosistemlerinin dünya yüzeyinin yüzde birinden azını kaplamasına rağmen, biyolojik çeşitliliğin yaklaşık yüzde onunu barındırdığına dikkat çeken Ayas, bu sistemlerin son derece kırılgan olduğunu ifade etti. Habitat kaybı, su kalitesinin bozulması, oksijen azalması ve sıcaklık artışının tatlı su canlıları üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirten Ayas, özellikle balıklar, amfibiler ve bentik organizmaların bu süreçten doğrudan etkilendiğini söyledi.

“Tatlı su biyoçeşitliliği kaybı, bugün kara ve deniz ekosistemlerinden çok daha hızlı ilerlemektedir,” diyen Ayas, bu durumun ekosistem çöküşünün en önemli göstergelerinden biri olduğunu vurguladı.


Anadolu yağ balığı: Sessiz bir yok oluşun simgesi

Sunumda Anadolu’ya özgü endemik türlerden biri olan Anadolu yağ balığı (Pseudophoxinus anatolicus) özel bir örnek olarak ele alındı. Yalnızca Beyşehir Gölü ve onu besleyen kaynak sularında yaşayan bu türün mikrohabitat bağımlı olduğuna dikkat çeken Ayas, bu balığın yalnızca temiz, soğuk ve sürekli akan sularda yaşayabildiğini ifade etti. IUCN Kırmızı Listesi’nde “Kritik Tehlike Altında” kategorisinde yer alan türün yok olma riskinin artık uzak bir ihtimal değil, güncel bir gerçek olduğunu vurgulayan Ayas, “Bu türün kaybı sadece bir balığın yok olması değildir; bir ekosistemin çöküşüdür” dedi. 

"Türkiye’de sulak alanlar hızla kayboluyor"

Panelde Türkiye’deki sulak alan kayıplarına da dikkat çekildi. Amik Gölü’nün tamamen kurutulduğunu, Meke Gölü’nün büyük ölçüde yok olduğunu ve Tuz Gölü, Burdur Gölü gibi önemli su kaynaklarının ciddi tehdit altında olduğunu belirten Ayas, son 50 yılda onlarca gölün ortadan kaybolduğunu ifade etti. “Türkiye’de su krizi artık bir ihtimal değil, bir gerçek” diyen Ayas, bu sürecin yalnızca su kaybı olarak değil, ekosistemlerin yok oluşu olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

“Su krizi bir etik meselesidir”

Sunumda su krizinin yalnızca teknik veya ekonomik bir problem olmadığına dikkat çekilerek, etik boyutuna da vurgu yapıldı. İnsan merkezli bakış açısının doğa üzerindeki etkilerini ele alan Ayas, şu değerlendirmede bulundu:

“Biz suyu bir kaynak olarak görüyoruz. Oysa doğa için su yaşamın kendisidir. Bir göl kuruduğunda, orada yaşayan canlılar için kriz çoktan başlamıştır. Bu nedenle su krizi, insanın susuz kalması değil; diğer canlıların sessizce yok olmasıdır.”


Panelde ayrıca tatlı su ekosistemlerinin sağladığı hizmetler de ele alındı. İçme suyu temini, tarımsal üretim, karbon tutma ve besin döngüsü gibi kritik işlevlerin bu sistemlere bağlı olduğunu belirten Ayas, su kaynaklarının kaybının gıda güvenliği, ekonomi ve insan sağlığı üzerinde doğrudan etkiler yaratacağını ifade etti. İklim değişikliği ile insan baskısının birleşmesiyle oluşan “çifte stres” durumunun su ekosistemlerini geri dönüşü zor bir noktaya taşıdığına dikkat çekildi.

“Bir göl kuruduğunda, bir gelecek yok olur”

Panelin sonunda yapılan değerlendirmede, su kaynaklarının korunmasının yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, aynı zamanda toplumsal ve etik bir zorunluluk olduğu vurgulandı.

Prof. Dr. Deniz Ayas’ın şu sözleri panelin en dikkat çekici mesajlarından biri olarak öne çıktı:

“Sulak alanlar kuruduğunda sadece su değil, bir ekosistem, bir hafıza ve bir gelecek yok olur.”

2026-03-25 13:55:52
35